Dünyaya yüz yılda bir gelen felakete tanıklık ettiğimiz bugünlerde, toplum, okulun ve öğretmenin yaşamın içindeki yerini konuşuyor.
Büyük Atatürk 1927’de Dolmabahçe Sarayı’nda İstanbul Öğretmenler Heyetine verdiği demeçte şöyle diyor: “Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.”
Evet, hepimizin kabul edeceği gibi öğretmen ve okul, toplumu oluşturan bireylerin kimliklerinde büyük izler taşıyan iki önemli varlıktır. Eğitim sistemlerinin bu iki vazgeçilmezi, hem öğretmek hem eğitmek için hazırlanan programlarla ait oldukları toplumları biçimlendirirler. Öğretmen ve okul sadece “alfabe okutmak” ile kalmaz elbet Atatürk’ün dediği gibi, yani sadece bilişsel gelişim değildir, olmamalıdır hedef; yaşamsal beceriler kazanmış; kendini tanıyan, keşfeden ve yöneten; içinde bulunduğu sosyal çevrenin farkında olan, sorumlu kararlar alıp uygulayan bireyler yetiştirmektir aslolan. Okul ise bu kazanımların edinilmesine fırsat sunan ortamlarıyla öğretmenin varlığını anlamlandıran temel alan olarak yerini daima koruyacaktır.
Okullar ne zaman açılacak, eksikler nasıl kapatılacak çığlıkları, bu konuda çok da farkındalığı olmayan vatandaşların yaşadığımız zorunlu ayrılık sebebiyle okul ve öğretmenin doldurulamaz yerini fark ettiğini düşündürüyor.
Milli Eğitim Bakanlığı uzaktan eğitim için uğraş veriyor, özel ilk ve ortaöğretim kurumları kendi programlarıyla ulaşıyorlar çocuklarına.
Bizim özelimizde de durum “hasret” sözcüğü ile özetlenebilir; çocuklarımızdan ayrı kalmak, üzücü. Ancak içinde bulunduğumuzu çağın teknolojik olanaklarını kullanarak dijital ortamlar üzerinden iletişim kurabilmenin mutluluğunu da yaşadığımızı belirtmeliyim. Eğitimin gerekirse okul dışına da taşacağını kanıtlayan “EDC Evde” programını keyifli öğrenmeler yaratmak için özenle hazırlıyoruz. Çocuklarımız da sevgi dolu mesajlar içeren videolarıyla içimizi ısıttılar, onlar için en mükemmelini üretme coşkumuzun kaynağı olduklarını da göstermiş oldular. “EDC’de vâr ettiğimiz bu sahici samimiyet, bizi biz yapıyor. Her çocuğumuz, kocaman yüreği ve aklıyla dâhil olduğu okulumuza değer katıyor. Biz ise varlığımızın Ata’mızın dediği gibi sadece alfabe okutmak ile sınırlı olmadığını, kazandırdığımız değerlerle çocuklarımızı yaşama hazırlarken akademik yolculuklarının sağlam temellerini de attığımızı bilmenin huzurunu yaşıyoruz.
“Zor” kavramını olur olmaz kullandığımızı idrak ettiğimiz bu “gerçekten zor” günlerin en kısa zamanda bitmesi ve çocuklarımızla tekrar kucaklaşmak dileğiyle…
Esra ÇAPLI